
HAKSİAD Genel Başkan Yardımcısı Maruf İçke, 28 bin 75 TL’lik asgari ücretin açlık sınırının altında kaldığını belirterek, ” Milletimizin geçim sıkıntısını hafifletecek, işverenimizin üretim azmini kırmayacak ve ekonomik dengeleri bozmayacak rasyonel çözümlerin hayata geçirilmesi en büyük beklentimizdir.” dedi.
HAKSİAD: ASGARİ ÜCRET AÇLIK SINIRININ ALTINDA KALDI
Hak Sanayici ve İş Adamları Derneği (HAKSİAD), 2026 yılı için belirlenen 28 bin 75 TL’lik net asgari ücret rakamına ilişkin piyasa gerçeklerini ve toplumsal beklentileri göz önünde bulunduran kapsamlı bir değerlendirme paylaştı.
Kameralar karşısına geçen HAKSİAD Genel Başkan Yardımcısı Maruf İçke, belirlenen ücretin yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı karşısında toplumsal beklentileri karşılamaktan uzak kaldığını vurguladı. İçke, asgari ücretin artık bir “geçim ücreti” olmaktan çıkarak “yoksulluğu yönetme aracına” dönüştürülmemesi gerektiğine dikkat çekti.
AÇLIK SINIRININ ALTINDA BİR YAŞAM MÜMKÜN DEĞİL
Açıklanan rakamın sahadaki ekonomik gerçeklerle örtüşmediğini belirten Maruf İçke, güncel verilere göre açlık sınırının 29 bin 828 TL, yoksulluk sınırının ise 97 bin 159 TL seviyelerine ulaştığını hatırlattı. Yeni asgari ücretin temel gıda harcamalarını dahi karşılayamadığını ifade eden İçke, “Çalışan kesimin en temel ihtiyaçlarını karşılama noktasında bu rakamla ciddi zorluklar yaşayacağı aşikârdır. Asgari ücretin açlık sınırının dahi altında kalması, sosyal adalet ilkeleriyle bağdaşmamaktadır” dedi.
RAKAMSAL ARTIŞ VAR REFAH ARTIŞI YOK
Ücretlerdeki artışın reel değer kaybına uğradığını vurgulayan İçke, son yıllardaki tablonun çalışanların alım gücünü zayıflattığını dile getirdi. Ücretlerin döviz bazında artmış gibi görünse de altın, gayrimenkul ve temel yatırım araçları karşısında ciddi değer kaybı yaşadığını söyleyen İçke, “Yapılan artışlar yüksek enflasyon döngüsü içinde kısa sürede erimektedir. Alım gücü korunmadığı sürece, rakamsal artışların toplumsal tatmin üretmesi mümkün değildir” ifadelerini kullandı.
İŞVEREN ÜZERİNDEKİ MALİYET YÜKÜ BÜYÜYOR
Meselenin işveren boyutuna da dikkat çeken Maruf İçke, özellikle KOBİ’lerin artan maliyet yapısı karşısında hassas bir dengede durduğunu belirtti. Ücret artışlarının yanı sıra yüksek SGK primleri, vergi kalemleri ve enerji maliyetlerinin işletmelerin küresel rekabet gücünü etkilediğini ifade eden İçke, maliyetlerdeki bu yükselişin fiyat istikrarı üzerinde baskı oluşturabileceğine işaret etti. İşletmelerin bu maliyet yapısını sürdürmekte zorlanması durumunda istihdamın korunmasının güçleşebileceğini vurgulayan İçke, hem çalışanı hem de üretimi koruyacak dengeli bir yaklaşıma ihtiyaç duyulduğunu dile getirdi.
DEVLETİN DESTEKLEYİCİ VE DÜZENLEYİCİ ROLÜNE VURGU
HAKSİAD olarak çözüm önerilerini paylaşan İçke, çalışma barışının sürdürülebilir bir zeminde korunması için devletin yapıcı ve destekleyici rolünün kritik önem taşıdığını ifade etti. Ekonomik sorumluluğun paydaşlar arasında dengeli bir şekilde dağıtılmasının önemine değinen İçke; asgari ücret üzerindeki vergi yüklerinin hafifletilmesi, SGK prim desteğinin kapsamının genişletilmesi ve üretim maliyetlerini optimize edecek yapısal reformların hızla hayata geçirilmesi gerektiğini savundu. Bu tür adımların, hem çalışanın refahını artıracağı hem de işverenin üretim kapasitesini koruyacağı bir güven ortamı oluşturacağını belirtti.
ASGARİ ÜCRET: TOPLUMSAL REFAHIN VE HUZURUN TEMİNATI
Açıklamasını toplumsal hassasiyetlere dikkat çekerek noktalayan Maruf İçke, asgari ücretin sadece teknik bir rakamdan ibaret olmadığını; bir ailenin temel ihtiyaçlarını, çocukların eğitim geleceğini ve genel toplumsal huzuru temsil ettiğini vurguladı. Mevcut şartlar altında geçim koşullarının iyileştirilmesine duyulan ihtiyacı dile getiren İçke, günübirlik çözümler yerine enflasyonu kalıcı olarak düşüren, verimliliği artıran ve adil gelir dağılımını merkeze alan bir “iktisadi duruş” sergilenmesinin tüm taraflar için bir gereklilik olduğunu hatırlattı.

BASIN AÇIKMALASININ TAM METNİ:
HAKSİAD GENEL MERKEZİ KAMUOYU AÇIKLAMASI
(2026 YILI ASGARİ ÜCRET TESPİTİ VE EKONOMİK PROJEKSİYONLAR)
2026 yılı için asgari ücretin net 28.075 TL olarak belirlenmesi, çalışma hayatının paydaşları ve genel ekonomik dengeler açısından kapsamlı bir değerlendirmeyi zorunlu kılmıştır. Belirlenen bu rakamın, mevcut piyasa gerçekleri, enflasyonist baskılar ve temel yaşam maliyetlerindeki artış hızı karşısında, beklentileri karşılamaktan uzak kaldığı ve toplumsal refah dengesi açısından kritik bir eşikte durduğu müşahede edilmektedir.
HAKSİAD olarak, asgari ücret meselesini sadece rakamsal bir artış değil; emeğin onuru, işletmelerin sürdürülebilirliği ve toplumsal huzurun teminatı olarak görmekteyiz. Bu çerçevede, açıklanan yeni rakama dair tespit ve önerilerimizi kamuoyunun takdirine sunarız:
1- Alım Gücü ve Geçim Gerçeği: Bağımsız veri kuruluşları ve sendikaların açıkladığı güncel rakamlara göre açlık sınırının 29.828 TL, yoksulluk sınırının ise 97.159 TL seviyelerine ulaştığı bir ekonomik iklimdeyiz. Yeni asgari ücretin, temel gıda harcamalarını içeren açlık sınırının dahi altında kalması, çalışan kesimin temel ihtiyaçlarını karşılama noktasında ciddi zorluklarla karşı karşıya kalacağını göstermektedir. Asgari ücretin bir “yoksulluk yönetimi” aracına dönüşmesi, ne ekonomik verimlilikle ne de sosyal adalet ilkeleriyle bağdaşmaktadır.
2- Ücret Artışlarındaki Reel Değer Kaybı: Geçmiş yılların verileri incelendiğinde; ücretlerin döviz bazlı artış grafiği çizse de, altın ve gayrimenkul gibi temel yatırım araçları karşısında değer kaybettiği görülmektedir. Bu durum, yapılan artışların kalıcı bir refah üretmediğini, aksine yüksek enflasyon döngüsü içinde kısa sürede eridiğini kanıtlamaktadır. Çalışanlarımızın gerçek alım gücü korunmadığı sürece, rakamsal artışların toplumsal tatmin üretmesi mümkün olmayacaktır.
3- İşveren ve Üretim Üzerindeki Maliyet Baskısı: Madalyonun diğer yüzünde ise işverenlerimiz, özellikle de KOBİ’lerimiz ciddi bir yük altındadır. Artan ücret maliyetleri; yüksek SGK primleri, vergi yükleri ve her geçen gün ağırlaşan enerji maliyetleriyle birleştiğinde işletmelerin rekabet gücünü zayıflatmaktadır. Bu maliyet artışlarının doğrudan nihai ürün fiyatlarına yansıması, enflasyonu tetikleyen bir sarmala yol açmakta; yansıtılamadığı durumlarda ise istihdam kayıpları ve işletme kapanmaları riskini doğurmaktadır.
4- Devletin Düzenleyici ve Destekleyici Rolü: Çalışma barışının korunması ve ekonomik istikrarın tesisi için sorumluluk sadece işverenin omuzlarına bırakılmamalıdır. Devletimizin; asgari ücret üzerindeki vergi yüklerini minimize etmesi, işveren üzerindeki SGK prim desteğini artırması, üretim maliyetlerini düşürecek yapısal reformları hızlandırması, hem çalışanımızı koruyacak hem de işletmelerimizin üretim iştahını sürdürecek tek yoldur.
Asgari ücret; bir ailenin sofrasındaki ekmeği, bir gencin geleceğe dair umudu ve iş dünyamızın en önemli sermayesi olan insan kaynağımızın motivasyonudur. Bizler işveren tarafı olarak, çalışanımızın refahını kendi refahımızdan ayrı görmüyoruz. Ancak sürdürülebilir bir büyüme için; günübirlik düzenlemeler yerine, enflasyonu kalıcı olarak düşüren, üretim ve verimlilik odaklı, adil gelir dağılımını esas alan bir “iktisadi duruş” sergilenmelidir.
Milletimizin geçim sıkıntısını hafifletecek, işverenimizin üretim azmini kırmayacak ve ekonomik dengeleri bozmayacak rasyonel çözümlerin hayata geçirilmesi en büyük beklentimizdir.
İnsanca yaşam hakkını ve sürdürülebilir üretim gücünü birlikte gözeten adil ve vicdanlı bir ekonomi yönetimi çağrımızı, tüm yetkililerin ve kamuoyunun dikkatine saygıyla sunarız.
HAKSİAD GENEL MERKEZİ


Leave Your Comment